Türkiye’nin baÅŸta gelen problemlerinden biri, özgürlüklerin eksikliÄŸi. Bunların başında AB’nin “ilerleme raporları”nda sürekli vurguladığı düÅŸünce ve ifâde özgürlüÄŸü geliyor
2011 yılında Avrupa Konseyine üye 47 ülke arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) baÅŸvuruda Türkiye’nin yüzde 10’la Rusya’nın ardından ikinci sırada bulunması, en önemli hak ihlâllerinin düÅŸünce ve ifâde özgürlüÄŸünün kullanılmasına yönelik olarak gerçekleÅŸmesi, bunun en bariz belgesi.
Keza bir önceki yılın ilk on aylık dönemi istatistikleriyle, AİHM’de karar bekleyen 153 bin 850 dosyadan 16 bin 800’ünün Türkiye’den gitmesi, bu hususta bizi daha düne kadar demirperde ülkeleri olan Polonya, Romanya ve Ukrayna’nın gerisinde bırakıyor.
Özellikle “demokrasi indeksi”nde Türkiye’nin 167 ülke arasında 89. sırada kalması, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler raporuyla basın özgürlüÄŸü sıralamasında 178 ülke arasında 138. olması, Ankara’nın “demokrasi ve özgürlükler karnesi”ni okutturuyor.
Yine Avrupa Gazeteciler Federasyonu, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler, Uluslararası Basın Enstitüsü ile Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın ortak araÅŸtırmasıyla hazırlanan “Uluslararası Basın ÖzgürlüÄŸü misyonunun Türkiye 2011 raporu”da, 2010’un ilk altı ayında gazeteciler hakkında iki bin dâvâ açılmasına, cezaevlerinde sayıları 96’ya varan gazetecilerin çoÄŸunun “gazetecilik faaliyetleri”nden tutuklanmalarına dikkat çekilerek, “Türkiye’de basın özgürlüÄŸü daha önce olmadığı kadar tehlikede” denilmesi, bunun göstergesi…
TÜRKİYE “KISMEN ÖZGÜR”
En son Washington merkezli Freedom House’un “dünyanın özgürlük karnesi”ni çıkardığı yıllık raporunun tesbitiyle, “2011’de ‘Arap Baharı’na raÄŸmen dünyada özgürlükler geriledi, otoriter rejimler güçlendi; Türkiye ise “kısmen özgür.”
Bahreyn, BirleÅŸik Arap Emirlikleri ve Yemen gibi Amerika’nın OrtadoÄŸu’daki en yakın müttefiklerinin, özgürlüklerin kötüye gittiÄŸi ülkeler arasında başı çektiÄŸi raporda en ilginci, Türkiye’nin 195 “özgür ülke” arasına giremeyip, ardından gelen “kısmen özgür 60 ülke” kategorisinde kalması.
Siyasî tutuklamalar ve basın özgürlüÄŸüne yönelik baskıların endiÅŸe verici olduÄŸunun yazılması.
Bunlara mukabil, büyük beklentilerin olduÄŸu “yeni yargı reformu”nda, bilhassa basın ve ifâde özgürlüÄŸüne dair müsbet deÄŸiÅŸikliklere karşı, Adalet Bakanı’nın 100 maddeden ancak 25’nin anahatlarını açıkladığı “paket”in ayrıntılarından, “yeni bariyerler” ortaya çıkıyor.
Bu konuda öncelikle geleceÄŸe dönük yayın durdurmanın ortadan kalkması, mahkemelerce yasaklanmayan yayınlar için beyaz bir sayfa açılması, kayda deÄŸer.
Ayrıca basın suçları ve yasaklı kitaplar için af getirilmesi; yayınlarla ilgili bütün “yasaklama ve toplatma kararları”nın hükümsüz sayılıp, 1960’lı yıllardan bu yana 25 bine yakın kitabın üzerindeki yasağın kaldırılacak olması, olumlu düzenlemelerden…
Ne var ki bütün bunlara karşı, “kitaplar üzerindeki yasak” bitmiyor. Mahkemelerin “güncel yasaklı kitap listesi” oluÅŸturacak olması, yeni endiÅŸelere sebebiyet veriyor.
“YENİ KİTAP YASAÄI” AYIBI
Zira yeni düzenlemeyle, altı aylık süre içinde emniyet, jandarma, MİT ve savcılıklar, “yasaklı listesi”nde bulunanlar ve yeni çıkan kitaplar arasından “yasaklanmasını istedikleri” kitapları mahkemelere yeniden bildirecek. Böylece mahkemeler, “yeni ve güncel yasaklı kitap listeleri” oluÅŸturacak…
Bu durumda, mahkemelerin kapsamı geniÅŸ tutarak, yeni birçok kitaba da “yasak” koyabileceÄŸi; yasakların kaldırılması iddiasıyla hazırlanan “düzenleme”nin, yeniden “yasak kitap” ayıbını büyüterek hortlatacağı belirtiliyor. Ve bu vaziyetin fikir, ifâde ve basın özgürlüÄŸünde kırılgan yasaklı bir ortam oluÅŸturacağına dikkat çekiliyor.
BaÅŸbakan Yardımcısı Babacan’ın, “henüz birinci sınıf demokrasiye ulaÅŸamadık’’ itirafıyla, Ankara’nın âcilen “özgürlükler karnesi”ndeki zayıflarını düzeltmesi gerekiyor.
Gerçek bir “ileri demokrasi” için…